Vergiyi kim ödüyor?
ARİF ŞİMŞEK
Vergi dairesi binalarının girişinde vergilendirilmiş kazanç kutsaldır yazısını fark etmişsinizdir. Maliyecilerin bu iddialı görüşünün karşıtından, vergisi ödenmemiş kazancın kutsal olmadığı, en azından etik açıdan sakıncalı olduğu anlamı çıkarılabilir. Ülkemizde vergiyi kimler ödüyor, hangi kesimler, hangi şehirler, hangi kazançlar veya harcamalar, işlemler üzerinden ödüyorlar bir bakalım.
1-Öncelikle OECD üyeleri arasında milli gelire göre vergi yükleri sosyal güvenlik primleri hariç %19-20'lerle en düşük ülkeler arasındayız.
2- Başka bir deyişle yaratılan toplam geliri yeterince vergileyemiyoruz. Bu sonuçta kayıt dışı ekonominin boyutlarının büyüklüğü en büyük etken. Demek ki vergiyi tabana yayıp, her türlü işlemi ve kazancı adil bir şekilde vergileyemiyoruz. O halde millet olarak hepimiz yeterince vergi ödemiyoruz.
İstanbul'dan %40
3-ÖDENEN toplam verginin %85'ini İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana Mersin gibi 8 büyük il ödüyor. %40'ını ise tek başına İstanbul ödüyor.
4-Doğudaki Şırnak, Bitlis, Bingöl, Hakkari, gibi ekonomik olarak az gelişmiş 20 il toplam verginin ancak %1'ini, 26 il ise %2'sini ödüyor.
5-Vergiyi az ödeyen bu illerin devlet bütçesinden aldığı ise verdiği verginin ortalama 7 katı. Yani devlet buralara 7 veriyor 1 alıyor.
6-Başka bir deyişle devlet batıdan aldığını doğuya dağıtıyor. Yada batı illerinde yaşayan 1 kişi nispeten az gelişmiş doğudaki bir ilimizde 7 vatandaşı finanse ediyor.
7-Daha da iddialı bir yaklaşımla Türkiye'nin yarısını İstanbul finanse ediyor. İstanbul çalışıyor, üretiyor, kazanıyor Türkiye harcıyor denilebilir. Demek ki yazılı görsel basında her gün izlediğimiz magazin programlarındaki bir avuç insanın aşırılık görüntüleriyle oluşan Türkiye çalışırken İstanbul harcıyor ve eğleniyor gibi bir izlenim yanlış.
Harcama vergileri
8-BİR ülkede adil bir vergi sisteminden söz edebilmek için kazanç üzerinden alınan dolaysız vergilerle, harcama ve işlemlerden alınan dolaylı vergilerin payı eşit olmalı. Piyasa ekonomisinin geçerli olduğu gelişmiş batı ülkelerinde de aşağı yukarı bu oran görülebilir. Bu ülkelerde gelir dağılımı da bize göre nispeten daha adil.
9-Bizde ise yıllardır mal ve hizmetler üzerinden alınan ÖTV, KDV gibi harcama vergilerinin ağırlığı yıldan yıla artıyor. En son %73'lere dayandı.
10-Geriye kalan %27'lerdeki kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergilerinin ise çoğunluğu beyana dayalı olması gerekirken stopajla alınan bordrolu ücret vergilerinden oluşuyor.
11- Beyan üzerinden alınan gerçek kazanç vergilerinin payı %12-13'lere kadar düşmüş.
12-Dolaylı vergilere o kadar yüklenmişiz ki bizden 10 kat zengin ülkelere göre akaryakıt ürünlerini 2 kat pahalı alır hale gelmişiz, örnek olarak daha önce de yazdık 1 litre benzin İsviçre'de 1.65 YTL iken bizde 2.7 YTL.
Otomotivde, iletişim hizmetlerinde, tütün ve alkollü ürünler ile kolalı içeceklerde de durum aynı.
Devlete güven
13-BU çarpıklığın sonucundaki özet ise; verginin çoğunu insanlar kazanırken değil harcarken alabiliyoruz.
14- Yani başta tarım, sanayi, ticaret, hizmet gibi tüm sektörlerdeki mal ve hizmet hareketini kontrol edemiyoruz. Daha kolay ve maliyetsiz olan harcamalara yükleniyoruz.
15-Ancak unutmamalıyız ki akaryakıt vergisinin yüksekliği sadece otomobiliyle gezinti yapanları değil. Üreten tüm sektörlerin en yüksek maliyetli girdisi olduğundan tüm ekonomiyi etkiliyor.
16-Vergide eşitlik ve adalet ilkesini zedelediğinden vatandaşın devlete güvenini de zedeliyor. 2005 yılında toplam kayıtlı vergi mükellefindeki 280 bine yakın azalma bize yeterli sinyali vermiştir.
17-İstihdam üzerindeki işçi ve işvereni zorlayan ve kayıt dışına teşvik eden vergi yükleri ile turizmdeki KDV, ÖTV indirimi feryatlarını da eklersek artık bir şeyler yapma zamanı geldiğini anlarız.
18-Ekonomi politikasının tartışmasız en başarılı ayağı olan maliye ve bütçe programını yürüten maliye yetkililerinin daha fonksiyonel ve etkili çalışmaya başlayan vergi konseyinin önerilerini de dikkate alarak harekete geçmesi zamanı çoktan geçmiştir...
Saygılarımla...
ARİF ŞİMŞEK
Vergi dairesi binalarının girişinde vergilendirilmiş kazanç kutsaldır yazısını fark etmişsinizdir. Maliyecilerin bu iddialı görüşünün karşıtından, vergisi ödenmemiş kazancın kutsal olmadığı, en azından etik açıdan sakıncalı olduğu anlamı çıkarılabilir. Ülkemizde vergiyi kimler ödüyor, hangi kesimler, hangi şehirler, hangi kazançlar veya harcamalar, işlemler üzerinden ödüyorlar bir bakalım.
1-Öncelikle OECD üyeleri arasında milli gelire göre vergi yükleri sosyal güvenlik primleri hariç %19-20'lerle en düşük ülkeler arasındayız.
2- Başka bir deyişle yaratılan toplam geliri yeterince vergileyemiyoruz. Bu sonuçta kayıt dışı ekonominin boyutlarının büyüklüğü en büyük etken. Demek ki vergiyi tabana yayıp, her türlü işlemi ve kazancı adil bir şekilde vergileyemiyoruz. O halde millet olarak hepimiz yeterince vergi ödemiyoruz.
İstanbul'dan %40
3-ÖDENEN toplam verginin %85'ini İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana Mersin gibi 8 büyük il ödüyor. %40'ını ise tek başına İstanbul ödüyor.
4-Doğudaki Şırnak, Bitlis, Bingöl, Hakkari, gibi ekonomik olarak az gelişmiş 20 il toplam verginin ancak %1'ini, 26 il ise %2'sini ödüyor.
5-Vergiyi az ödeyen bu illerin devlet bütçesinden aldığı ise verdiği verginin ortalama 7 katı. Yani devlet buralara 7 veriyor 1 alıyor.
6-Başka bir deyişle devlet batıdan aldığını doğuya dağıtıyor. Yada batı illerinde yaşayan 1 kişi nispeten az gelişmiş doğudaki bir ilimizde 7 vatandaşı finanse ediyor.
7-Daha da iddialı bir yaklaşımla Türkiye'nin yarısını İstanbul finanse ediyor. İstanbul çalışıyor, üretiyor, kazanıyor Türkiye harcıyor denilebilir. Demek ki yazılı görsel basında her gün izlediğimiz magazin programlarındaki bir avuç insanın aşırılık görüntüleriyle oluşan Türkiye çalışırken İstanbul harcıyor ve eğleniyor gibi bir izlenim yanlış.
Harcama vergileri
8-BİR ülkede adil bir vergi sisteminden söz edebilmek için kazanç üzerinden alınan dolaysız vergilerle, harcama ve işlemlerden alınan dolaylı vergilerin payı eşit olmalı. Piyasa ekonomisinin geçerli olduğu gelişmiş batı ülkelerinde de aşağı yukarı bu oran görülebilir. Bu ülkelerde gelir dağılımı da bize göre nispeten daha adil.
9-Bizde ise yıllardır mal ve hizmetler üzerinden alınan ÖTV, KDV gibi harcama vergilerinin ağırlığı yıldan yıla artıyor. En son %73'lere dayandı.
10-Geriye kalan %27'lerdeki kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergilerinin ise çoğunluğu beyana dayalı olması gerekirken stopajla alınan bordrolu ücret vergilerinden oluşuyor.
11- Beyan üzerinden alınan gerçek kazanç vergilerinin payı %12-13'lere kadar düşmüş.
12-Dolaylı vergilere o kadar yüklenmişiz ki bizden 10 kat zengin ülkelere göre akaryakıt ürünlerini 2 kat pahalı alır hale gelmişiz, örnek olarak daha önce de yazdık 1 litre benzin İsviçre'de 1.65 YTL iken bizde 2.7 YTL.
Otomotivde, iletişim hizmetlerinde, tütün ve alkollü ürünler ile kolalı içeceklerde de durum aynı.
Devlete güven
13-BU çarpıklığın sonucundaki özet ise; verginin çoğunu insanlar kazanırken değil harcarken alabiliyoruz.
14- Yani başta tarım, sanayi, ticaret, hizmet gibi tüm sektörlerdeki mal ve hizmet hareketini kontrol edemiyoruz. Daha kolay ve maliyetsiz olan harcamalara yükleniyoruz.
15-Ancak unutmamalıyız ki akaryakıt vergisinin yüksekliği sadece otomobiliyle gezinti yapanları değil. Üreten tüm sektörlerin en yüksek maliyetli girdisi olduğundan tüm ekonomiyi etkiliyor.
16-Vergide eşitlik ve adalet ilkesini zedelediğinden vatandaşın devlete güvenini de zedeliyor. 2005 yılında toplam kayıtlı vergi mükellefindeki 280 bine yakın azalma bize yeterli sinyali vermiştir.
17-İstihdam üzerindeki işçi ve işvereni zorlayan ve kayıt dışına teşvik eden vergi yükleri ile turizmdeki KDV, ÖTV indirimi feryatlarını da eklersek artık bir şeyler yapma zamanı geldiğini anlarız.
18-Ekonomi politikasının tartışmasız en başarılı ayağı olan maliye ve bütçe programını yürüten maliye yetkililerinin daha fonksiyonel ve etkili çalışmaya başlayan vergi konseyinin önerilerini de dikkate alarak harekete geçmesi zamanı çoktan geçmiştir...
Saygılarımla...

.


doğru söze ne denir ki..!
Yorum