Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Gösterim
Clear All
yeni mesajlar
  • TA2CCC
    Banned
    • 03-06-2004
    • 8304

    #1

    Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

    12 Nisan 2006 12:10
    Gazeteci Tuncay Özkan'ın kanalı olan Kanaltürk, çok tartışılan ve tek yanlı bir propagandanın ürünü olan Türklerin 1915 yılında Ermenileri katlettiği temasını işleyen Ararat filmini yayınlama kararı aldı. Ararat, 13 Nisan saat:21.30'da Kanaltürk'te yayınlanacak...
    Kanatürk'ün web sitesinde bu konuda bir oylama yapıldı ve siteye girenlere "Kanaltürk Ararat filmini yayınlasın mı , yayınlamasın mı?" sorusu soruldu.
    Türkiye'nin televizyonu Kanaltürk tarihin gerçeklerini saptıran ve ispatlanamayan bir dizi "kurmacanın" oluşturduğu Ararat filminin yayınlanmasını, bir ilki gerçekleştirerek halkın insiyatifine bıraktı. İnternet sitemizde yaptığımız anket sonuçlarına göre ankete katılan 23.764 kişiden 10.596 (% 44.59) kişi yayınlanmaması yönünde oy kullanırken 13.169 (% 55.41) kişi de filmin yayınlanması için oy kullandı.


    Ekranlara ilk kez gelecek olan filmin hemen ardından Tuncay Özkan'ın yönetiminde düzenlenecek açık oturumda, hem Ararat filmi değerlendirilecek hem de Ermeni soykırımı iddiaları tartışılacak. Acık oturuma, tarihçiler, Türk ve Ermeni aydınlar, siyset bilimciler ve sinamacılar katılacak.

    Filmin konusu ve kısa bir değerlendirme

    Ararat filminin öyküsü, yönetmen Atom Egonyan'ın belirttiğne göre, Clarence Ussher'ın 1915'teki olayları anlatan "Türkiye'de Amerikalı Bir Doktor" isimli kitabından yararlanılarak oluşturulmuş. Filmde, gerçeği ve uzlaşmayı arayan, içinde çatışmalar olan iki ailenin öyküsünü anlatıyor. Atom Egoyan, zaman içinde bir yolculukla sevgililer, aileler, düşmanlar ve yabancılar arasında paylaşılan çok özel anları yansıtarak kişisel, ****üel ve kültürel kimlik arayışını ortaya çıkarmaya çalıştığını belirtiyor.


    Ararat'ta iki ailenin yolları kesişmektedir. Filmin odak noktaları yetişkinlik eşiğinde olan 18 yaşındaki Raffi (David Alpay) ile emekliliğinin eşiğinde olan David (Christopher Plummer) tir. Raffi 35 mm.lik filmler, dijital bantlar ve bir sır ile Kanada'ya döner. Eşyalarının aranması için gümrüğe gönderilir. Emekli olmak üzere olan gümrük memuru David, Raffi'nin sakladığı şeyi ortaya çıkarmaya kararlıdır. Raffi'ye göre, kutularda Toronto'da çekilen bir film için ek malzeme vardır. David ise ondan kuşkulanmaktadır. Yaptığı sorgulama derin bir psikolojik sınava dönüşür.


    Raffi, babasının anısıyla, ünlü dışa vurumcu ressam Arshile Gorky (Simon Abkarian) üzerinde uzmanlaşmış bir sanat tarihçisi olan annesi Ani arasında kalmıştır. Raffi ayrıca annesi ve annesini babasının ölümüyle suçlayan aynı zamanda sevgilisi olan üvey kız kardeşi Celia (Marie Josee Croze) arasında da ikiye bölünmüş bir haldedir.


    David ise, bir yanda eşcinsel oğlu Philip (Brent Carver) ve oğlunun sevgilisi Ali (Elias Koteas) ile iyi geçinmeye çalışırken, diğer yanda torunu Tony ile sağlam bir ilişki kurmaya çabalamaktadır. Aktör olan Ali Saroyan'ın filminin kadrosuna seçilince, bu iki ailenin yolları içinden çıkılmaz bir şekilde kesişir. Bu karışıklık David'in Raffi'nin gizemli eşyası hakkında yaptığı yoğun sorgulamayla doruğa ulaşır. Yalanlar, ihanetler, inkarlar, gerçekler ve korkularla dolu çok geniş ve tarihi bir platformda gerçeğin bulunması için ipuçları aranmaya başlanır.


    Bundan sonra film geriye dönüşlerle, 1915 yılında yaşanan ve hem Türkler hem de Ermeniler için dramatik snuçlar yaratan olayları tek taraflı bir bakış ve bir propaganda üslubuyla anlatmaya çalışıyor. Film, emperyalist bir yalan olan "Ermeni soykırımı" iddialarına dayalı bir öykü üzerinden gelişiyor. Durum böyle olunca; tarihi hiçbir gerçekliğe uymayan, dönemi ve koşulları dikkate almayan; Osmanlı İmparatorluğu'nun saldırıya uğrayan, toprakları işgal edilmeye ve paylaşılmaya çalışılan bir ülke olduğunu görmek istemeyen; dolayısıyla emperyalist bir kışkırtma ile iç isyanların çıkarıldığı toprakların gerçek tarihiyle çeliştiği için yaşanan acılara da saygı duymayan bir film çıkıyor ortaya.


    Atom Egonyan'ın daha önce yönettiği filmleri gören ve begenen sinema eleştirmenleri, Ararat'ın ise "kötü bir propaganda filmi" olduğu konusunda görüş birliği içinde.
    (İnternet Haber)
  • armonill
    Banned
    • 21-06-2005
    • 1909

    #2
    Konu: Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

    imşallah arasat meydanında kalırlar.

    Yorum

    • ekomanya
      Junior Member
      • 02-12-2004
      • 196

      #3
      Konu: Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

      1915 yılında Osmanlı topraklarında yaşayan tüm Ermeni vatandaşlarını soykırım amacı ile tehcire tabi tutup; yollarda kimine göre 1, kimine göre 1.5, kimine göre ise 2 milyon Ermeni’yi öldürmüşüz.
      Bu iddiayı kanıtlayamadıklarını gibi daha ölü sayısında bile bir karara varamıyorlar. Ama 90 yıldır her şeye rağmen uluyorlar. bizim kanıtlarımız var mı? Saymakla bitmez. İşte birkaç örnek:

      Osmanlı Resmi İstatistiklerine Göre 14 Mart 1914 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’nun Toplam Nüfusu


      Müslüman 15.044.846 Süryani 65.503

      Rum 1.792.206 Geldani 13.505
      Ermeni 1.294.851 Nesturi 8.091

      Musevi 187.073 Diğer Unsurlar 99.325


      Bulgar 14.908




      Bu resmi rakamlar, çok güvenilir; çünkü devlet, bu istatistiklere bakarak Ermeni vatandaşlarından vergi almaktadır.

      Şimdi bir başka belgeyi inceledikten sonra tekrar bu rakamlara döneceğiz. 1915 tehcirinden 3 yıl sonra, Paris’te Ermeni Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa, Fransa Dışişleri Bakanlığına başvurup, tehcir edilen Ermeniler için yardım istiyor. Fransa Dışişleri Bakanlığı tehcir edilen ve yardıma muhtaç Ermenilerin sayısı hakkında bilgi istiyor. Boghos Nubar Paşa, şu yazıyla cevap veriyor:

      “Ermeni Delegasyonu Başkanı Boghos Nubar Paşa’dan
      Fransa Dışişleri Bakanlığı Görevlilerinden Elçi M. Gout’a Yazı
      Paris, 11 Aralık 1918
      Aziz Elçim,
      Arzunuz üzerine, Türkiye’den tehcir edilmiş ve halen tam bir yoksulluk içinde ve acilen yardıma muhtaç durumda olan mültecilerin tahmini sayılarını size sunmakla onur kazanırım.
      Kafkasya’da250.000 kişi bulunuyor
      İran’da 40.000 kişi bulunuyor
      Suriye – Filistin’de 80.000 kişi bulunuyor
      Musul – Bağdat’da 20.000 kişi bulunuyor
      ____________________________________
      TOPLAM390.000 kişi bulunuyor

      Tehcir edilenlerin toplam sayısı 600.000 ila 700.000 olarak tahmin ediliyor. Size verdiğim rakamlar, halen Müttefik askerlerince fethedilmiş yerlerdeki sağ olanları göstermektedir. Çöle dağılmış olan diğer tehcir edilenler hakkında ise bugüne kadar hiçbir bilgi alınamadı.
      Yüksek saygılarımın teyidini lütfen kabul buyurunuz Aziz Elçim. İmza: BOGHOS NUBAR

      Bu mektuba göre:


      -


      Türkiye’den tehcir edilen Ermenilerin toplam sayısı 600.000 ile 700.000 arasındadır. Yani iddia edilenin aksine Osmanlı topraklarında yaşayan 1,3 milyon Ermeni’nin tamamı değil sadece yarısı sürgüne gönderilmiş, diğer yarısı ise yerinde kalmıştır.




      -


      Boghos Nubar Paşa’nın raporuna göre; tehcir edilen 6-700 bin Ermeni’den 390.000’i, tehcirden 3 yıl sonra hayattaydı; İtilaf Devletlerince işgal edilmiş topraklarda yaşıyorlardı.




      -


      Tehcir edilenlerden geri kalan 200-300.000 Ermeni ise çeşitli yerlere dağılmıştı ve onlara “henüz ulaşılamamıştı.”(Kayıp olanların hepsi ölmüş olsa, ölü sayısı taş çatlasın 200 veya 300 bindir. Hangi 1 / 1,5 / 2 milyon Ermeni’den söz ediliyor? Bu insanlardan mutlaka yolda saldırıya uğrayanlar olmuştur ancak bir o kadar da salgın hastalık, açlık, yorgunluk söz konusudur.)




      -


      1918 sonunda, yani Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra durum buydu. Bu bilgileri veren Boghos Nubar Paşa, Barış Konferansında Ermenileri temsil eden Ermeni Heyeti Başkanıdır.


      Büyükelçi Morgenthau, Ermeni Protestanları vekili Zenup Bezciyan ile görüşmesine yer verdiği hatıralarında “Yarım Milyon Ermeni’nin nakledildiğini ve bunların, yerleştikleri yerlerde işlerini kurup, hayatlarını kazanmaya başladıklarının ifade edilmesinden büyük hayrete düştüğünü” belirtmektedir.
      Türkiye’deki Amerikan misyonerlerinin en tanınmışlarından biri olan İstanbul’daki Robert Kolej’in kurucusu ve uzun yıllar bu kolejin müdürlüğünü yapmış olan Dr.Cyrus Hamlin’in 28 Aralık 1893 tarihli Congregationalist dergisinde “Ermeniler Arasında Tehlikeli Bir Hareket” başlıklı bir makalesinden:
      “Kusursuz İngilizce ve Ermenice konuşan ve ihtilalin hararetli savunmasını yapan çok zeki bir Ermeni bana, Rusya’nın Anadolu’yu istila edip ele geçirmesini hazırlamayı kuvvetle ümid ettiklerini bildirdi.
      ‘Nasıl?’ sorusuna da şu karşılığı verdi: ‘Bu Hınçak çeteleri, İmparatorluğun her tarafında örgütlendiler, Türkleri ve Kürtleri öldürmek ve onların köylerini ateşe vermek, sonra da dağlara çekilmek için fırsat kolluyorlar. Bunu yapınca gazaba gelecek olan Müslümanlar savunmasız Ermenilerin üzerlerine çullanacaklar ve onları barbarca kılıçtan geçirecekler. Bunun üzerine Rusya, insanlık namına ve Hıristiyan uygarlığı adına Anadolu’ya girecektir.’
      Bu tasarıyı dehşet verici ve her türlü tahayyülün ötesinde gördüğümü bildirince de şu cevabı verdi: ‘Hiç şüphesiz size öyle gelebilir, fakat biz Ermeniler hür olmaya kararlıyız. Avrupa Bulgar dehşetine kulak verdi ve Bulgarlara hürriyet verdi. Milyonlarca kadın ve çocuğun çığlıkları ve kanı ile karışacak olan bizim sesimize de kulak verecektir.’
      Bu plan yüzünden bütün uygar insanlar, Ermeni adını lanetler diye kendisini vaz geçirmeye çalıştımsa da fayda etmedi. ‘Biz ümitsiziz, bunu yapacağız’ dedi.
      Birinci Dünya Savaşı sonrası, Amerika’nın Kafkas berisi ülkelerde kurmak kararında olduğu Manda’nın, yoklamasını yapmak için General Harbord başkanlığında bir heyet kurulur ve heyet Suriye, Anadolu dahil, bütün Kafkas berisi ülkeleri (Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan) dikkatle gezer
      buralarda yaşayan insanlarla tek tek konuşarak bir rapor hazırlar. Bu raporun adı HarbordRaporu olarak geçer.


      İşte bu rapor, Rus ordusunun çökmesi üzerine, Bolşevikleri arkalarına alan Ermenilerin; Kürtlerin ve Türklerin evlerini yağmalamalarından söz ediyor. Erzurum’da, Hasankale’de Türk evlerinin, içindeki insanlarla birlikte yakıldığını kaydediyor.

      Harbord Raporu’nun bu saptamaları üzerine, İngiltere’nin ünlü devlet adamı Lord Curzon, Avam Kamarası’nda verdiği bir nutukta şöyle konuşur:
      Bana öyle geliyor ki, siz Ermenileri, 7-8 yaşında pek masum ve temiz bir kız çocuğu gibi görüyor ve öyle sanıyorsunuz! Ama bunda pek yanılıyorsunuz! Zira Ermeniler, özellikle son hareketlerindeki vahşetle, ne ölçüde kan dökücü, vahşi bir millet olduklarını bizzat kendileri ispat etmişlerdir.”

      Amerika’nın Halep Konsolosu’nun göçmenlerle ilgili raporlarında: Göçmen kamplarında kiliselerin, hastahanelerin, dokuma atölyelerinin faaliyete geçtiği yazılmaktadır.

      Deniyor ki; tehcir, sadece Ermenilere yapıldı. Osmanlı, başka azınlıkların hiçbirine dokunmadı.


      “Urfa’da Ermeni Yetimhanesi” adlı eserin yazarı Amerika’lı Mary Coroline Holmes, eserinde: “Bir gece, adını öğrenemediğim bir kentten yıldızların altında, birbirlerine sokulmuş, büyük bir göçmen kitlesine rastladım.Bunlar, Ermeni değil, Kürt’tü. Onlar da Hıristiyanlar gibi göçe zorlanmıştı.” diyor. Demek tehcir, yalnız Ermeniler için değil, “Suçlular” için uygulanmıştı.




      Soykırım mı? Hodri Meydan isimli kitabında İsmet Bozdağ, çok önemli bir konuya parmak basıyor. Diyor ki; “Rus istilası sırasında Ermeni cinayetlerinden kurtulmak için, Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yolu ile Konya’ya ve Erzurum-Erzincan’dan Sivas’a sığınan Türk göçmenlerinin gösterdikleri sefalet manzarası, Ermenilerin tehcir sırasında gösterdiklerinden az değildir. Fakat o biçareler, Müslüman oldukları için, Alman ve Amerikalı misyonerler, onlar için raporlar yazmadı. Onların sefalet ve felaketini edebi bir dil ile anlatmak gereğini vicdanında duymadı.
      Trabzon, Van, Bitlis, Erzurum vilayetlerinin, Ruslar tarafından istilası sırasında oralarda yaşayan Türklerden acaba ne kadarının, Ermeniler tarafından barbarca cinayetlerle öldürüldüklerini ve ne kadarının, hicret sırasında yok olduğunu bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türkler, muhakkak bir buçuk milyonu geçer… Ermeni ölümlerinden Türkler sorumlu oluyor da Türk ölümlerinden ve sefaletten Ermeniler niçin sorumlu olmuyorlar?! Aynı ulustan, soydan, dinden olan insanların oluşturduğu bir topluluğu, bilinçli ve planlı biçimde yok etme, ortadan kaldırma. Naziler tarafından işgal edilen Avrupa’da yaşayan Yahudilere 1939 – 1945 senelerinde yapılan işkencelerin ve toplu kıyımların tümüne verilen ad… Büyük Larus, Cilt 17, Sayfa 10713


      Uluslar arası hukukta soykırım:


      9 Aralık 1948’de, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun, oybirliği ile kabul ettiği soykırım suçunun önlenmesine ve cezalandırılmasına ilişkin sözleşme tarafından tanımlanan ve kınanan bir suçtur. “Tamamen ya da kısmen yok edilmek” istenen, ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grup üyelerinin, fiziksel ya da ruhsal bütünlüğüne ya da temel haklarına (kültürel haklarına değil) zarar veren eylem, SOYKIRIM kabul edilir. Bir gurubun üyelerini öldürmek, onlara maddi ya da manevi acılar çektirmek; topluluğun tamamen ya da kısmen yok olmasına yol açacak yaşam koşullarını zorla kabul ettirmek, doğumları engelleyici önlemler almak, bir grubun çocuklarını başka bir gruba zorla aktarmak gibi… Soykırım suçunda bir devlet olabileceği gibi, herhangi bir kişi de olabilir.

      Bu insanlar göç sırasında ölmediler mi? Öldüler…

      Eşkıya soymadı mı? Soydu…

      Çerkezlerin, Kürtlerin sataşmaları olmadı mı? Oldu…


      Ve daha birçok şey oldu, birçok insan öldü ama işin içinde “Devlet” yoktu!


      Devlet, göçün hangi koşullar içinde gerçekleşeceğini yazmış, kararlaştırmış ama uygulama aşamasında savaş koşulları, ulaştırma araçlarının kısıtlı olması, uygulamalardaki kişisel beceri eksikliği yüzünden bu “şartlar” sağlanamamış! “Olduğu” sanılan olayların hiç birindekasıt yok; imkansızlık var!

      NEDİR ŞU MAVİ KİTAP?

      Bu kitap, 1. Dünya Savaşı içinde çıkarılmış bir savaş propagandası yayınıdır. Ermeni militanlar 2000 yılında bu kitabın ikinci baskısını yaptılar.
      İngiltere’de pek çok Mavi Kitap vardır ve bu kitaplar elçilik ve konsolosluk raporları gibi resmi belgelerden oluşur. Oysa Ermeniler ile ilgili olan “Mavi Kitap” diğerleri gibi değildir, İngiliz resmi belgelerinden oluşmaz çünkü savaş dolayısı ile 1914’de Türk – İngiliz diplomatik ilişkileri kesilmiş, Türkiye’deki İngiliz Büyükelçiliği ve konsoloslukları kapanmıştı. Dolayısı ile 1915 tehcir olayını rapor edenler, Türkiye’deki İngiliz diplomatları değil, misyonerler, gazeteciler, Ermeni komitacıları vs. gibi resmi sıfatı olmayan kimselerdir. Yani bu kitabı okuyarak tehciri ve Türkleri anlamaya çalışmanın, Nazi belgelerini okuyup Yahudiler hakkında fikir sahibi olmaktan hiçbir farkı yoktur.
      Ermenilerle ilgili bu “Mavi Kitap” içinde toplam 150 “belge” vardır. Bunların 70 tanesini Ermeni iddialarını benimsemiş olan Amerikalı misyonerler, 50 tanesini Ermeni militanlar, Taşnak komitacıları kaleme almıştır.

      Amerikalı tarihçi Justin Mc Carthy: “Propaganda malzemesi olarak yazılan bu kitaptaki belgeler tamamen sahte ve düzmece. Mavi Kitap’ta olayları anlatanların dörtte birinin kimliği bilinmiyor. Kitapta belge diye sunulanlar Taşnak gazetelerinden yapılan alıntılardır. Bunlar büyük yalanlar değil, aptalca yalanlardır.”

      2) Mavi Kitap’ın yazarı İngiliz tarihçi Arnold Toynbee, anılarında:
      “Kitapların propaganda için hazırlatıldığını bilseydik yapmazdık” diye yazmıştır.

      Mavi Kitap”ın ilk amacı, Ermeniler için Amerika’dan yardım toplamaktı. İkinci amacı ise, ABD’yi Avrupa savaşına sokmaktı.

      Bugün Ermenilerin ve yandaşlarının dört elle sarılmakta oldukları bu kitap, o günlerde dahi Türkleri suçlamak için hukuki delil olarak ileri sürülememiş ve kullanılamamıştır. 1919 – 1920 yıllarında İngilizler tarafından Malta Adası’na sürülmüş olan Türklerden 58’i, Ermeni katliamıyla suçlanmak istenmiş, fakat bunlar aleyhinde bir delil bulunamamış, o “Mavi Kitap” da hukukçuların önüne bile çıkarılamamıştı. Sonunda Malta sürgünleri, resmen suçlanamadan, sorgulanamadan serbest bırakılmışlardır.

      80 yılda ne değişmiştir de o günlerde bile güvenilmeyip, delil olarak kabul edilemeyen bu kitap bu günün Ermeni iddialarının delili olarak kabul edilmiştir? Parlamentosunda sözde Ermeni Soykırımını tanıyan“dostlarımız”dan biri buna cevap verebilir mi?
      Bu kitapla birlikte aynı dönemde “Alman Vahşeti” adıyla bir Mavi Kitap daha yayımlanır. Almanlar, 1925 yılında yaptıkları araştırmalar sonucunda bu kitaptaki bilgilerin yalan olduğunu ortaya koyarlar. İngiltere, bunun propaganda amaçlı olduğunu kabul eder. Ama bizim “Mavi Kitap” kalır.

      Osmanlı Hıristiyanları genellikle Türklerden çok daha iyi durumdaydılar. Askere gitmiyorlardı. Bundan da yararlanarak ticareti, küçük zanaatları ele geçirmişlerdi. Islahat döneminde tarımı da ele geçiriyorlardı. Türklerin tarlasını, bozulan çiftini, çubuğunu satın alıyorlardı. Osmanlı Ermenisi köyde ağa, kasabada eşraf, şehirde zengin işadamı olmuştu. Başkentte paşa oluyordu artık. Türk köylüsünün korkulu rüyası o götürü vergi toplayanların çoğu; Ermeniydi, Rumdu. Durmadan yakınan, sızlanan da yine onlardı, Padişahın Hıristiyan tebaasıydı. Anlaşmalar onlar içindi, yabancı konsoloslar onlara kulak veriyor, yabancı elçiler onlara arka çıkıyordu. Osmanlı Ermenisi, ezilmek şöyle dursun, korunmuş, kayrılmış ve şımartılmıştı.

      Babıali’nin can damarı TERCÜME ODASI, Ermenilere bırakılmıştı. Buradan dünya ve ülke izleniyor, politikalar üretiliyor, uygulanıyor, bütün devlet adamları, önce burada hizmet verdikten sonra, sadrazamlığa kadar bütün devlet kademelerinde görev alıyorlardı.
      İsyanları çıkaran ERMENİLER…

      Köyleri basıp insanları kesip, öldüren, kadınların ırzına geçen ERMENİLER…

      Düşmanla işbirliği yapan ERMENİLER…

      Osmanlı’ya karşı düşmana casusluk yapan yine ERMENİLER!..

      Savaş zamanında tüm bunların cezası, dünyanın her yerinde kayıtsız şartsızİDAM’dır.

      Oysa hükümetimiz, İDAM yerine TEHCİR’i tercih ediyor.

      Binlerce insanın bir yerden başka bir yere göçmesi, savaş koşulları içinde elbette çok zahmetli, elbette çok güçtü!
      Ancakcezalandırılan insanın, zor koşullar içinde olması doğaldır!
      GEÇMİŞTE VE GÜNÜMÜZDE DİÐER DEVLETLERİN KONUYA BAKIŞ AÇILARI


      * Ermeni komitecileri Anadolu’da ayaklanma çıkarıyor.

      * Ayaklanma bastırılınca yurtdışında yaygara koparılıyor.
      * Türkiye, en ağır biçimde karalanıyor.
      * Ayaklanmayı Ermenilerin çıkardıkları göz ardı ediliyor.
      * İsyan eden Ermenilerin, isyan ettikleri ve Türk askerine silah çektikleri için cezalandırıldığı söz konusu edilmiyor; tersine, sırf Hıristiyan oldukları için Müslümanlarca katledildikleri ileri sürülüyor.
      * Kiliselerde Türkleri lanetleme duaları, meydanlarda protesto mitingleri yapılıyor.
      * Gazetelerde ve dergilerde koyu düşmanlık yazıları yayımlanıyor.
      * Ermeniler için yardım kampanyaları açılıyor.


      SÖZDE SOY KIRIMI KİMLER TANIDI



      İLK DESTEK, KIBRIS RUM KESİMİNDEN


      29 Nisan 1982: Kıbrıs Rum Kesimi Parlamentosu13 Haziran 2002: Kanada Senatosu


      15 Nisan 1995: Rus Duma’sı 20 Ağustos 2003:Arjantin Senatosu


      25 Nisan 1996: Yunanistan Parlamentosu16 Aralık 2003:İsviçre Parlamentosu


      26 Mart 1998: Belçika Senatosu18 Mart 2004: Arjantin


      28 Mayıs 1998: Fransız Ulusal Meclisi26 Mart 2004: Uruguay (Pes artık!)


      29 Ocak 2000: İsveç Parlamentosu 31 Mart 2004: Arjantin Kongresi


      11 Mayıs 2000: Lübnan Parlamentosu 21 Nisan 2004: Kanada Parlamentosu


      16 Haziran 2000: İtalya’da Roma Şehir Meclisi30 Kasım 2004: Slovakya Parlamentosu


      28 Ocak 2001: Fransa Senatosu 05 Aralık 2004: Hollanda Parlamentosu


      Sözde Ermeni soykırımının yabancı parlamentolara taşınması hareketi sürmektedir. Son olarak Polonya Parlamentosu da bir karar almış ve Almanya Parlamentosuna da benzer bir karar tasarısı sunulmuştur.




      Soykırımı tanıyan bu ülkelerin okullarında öğrenciler,




      90 YILLIK BİR YALANI,




      “Türklerin Ermenileri Nasıl Katlettiklerini” öğrenecekler!




      90 yıldır bizim okullarımızdaysa bu konuda tek bir cümle dahi öğretilmemektedir. Okullarda öğrenemediğimizi, eğer bir gün işten güçten vakit bulursak, geçim sıkıntısından başımızı kaldırabilirsek, televizyonda Televole programlarına dalmazsak, bu konuya da merak duyarsak ve birkaç değerli yazarımızın kitabını okuyacak şansımız olursa öğrenebiliyoruz.



      Dua edelim de; AB’ye uyum diye diye AB uzmanlarının eline teslim ettiğimiz eğitim müfredatı yüzünden, tarih ders kitaplarımızdan Atatürk kaldırılırken, yerine Türklerin Ermenilere yaptığı soykırım yalanı girmesin. AB’nin yazdırdığı kitaplarda öyle “soykırım” sözcüğünün önüne “sözde” kelimesi konacağını da kimse hayal etmesin.



      Şuradan değer biçin. Eurimages denen, Avrupa Konseyi çerçevesindeki film fonu ile ilgili rezalet, bunun en iyi örneği. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 32 ülke bir araya geliyor, bazı filmleri desteklemek üzere bir fon oluşturuyor. Sanat üzerinden, ülkeler arasında dostluğu pekiştireceklermiş!Fona, 32 ülke her yıl para veriyor. Türkiye'nin verdiği yılda bir milyon Euro. Sonuç; yapılan oylama sonucunda 2 Türk filmi destek için onay alamıyor, ancak bizim aleyhimize Ermeni Soykırımını konu alan İtalyan filmi desteği alıyor. Madem ki bir ortaklık kurmuşuz, ortak ortağına zarar verecek bir film yapar mı? Hadi yaptı. Zarar gören ortak yumruğu vurup, bu ortaklığı terk edeceğine, kendine zarar verecek bir film için üstüne para verir mi?


      BENZER DURUMDA ONLAR NELER YAPTI NELER......


      İNGİLTERE


      . Dünya Savaşı sırasında, Almanya ile İngiltere arasında savaş başlar başlamaz, İngilizler, Güney Avustralya eyaletinde yaşayan Alman kökenli nüfusu kıtanın iç taraflarına sürmüşler. Güney Avustralya’da çok sayıda Alman asıllı Avustralyalı var. Bunlar, 1. Dünya Savaşı’ndan uzun yıllar önce, 19. yüzyılda oralara gelip yerleşmişler, Avustralyalı olmuşlar, genellikle bağcılık yapıyor, şarap üretiyorlar.





      İngilizler, o insanları perişan halde sürerken, onlara çok gaddarca davranmışlar. Evlerini basmışlar, mallarını, mülklerini tarumar etmişler, piyanolarını bile parçalamışlar. Niye mi? Piyano ile Alman marşları çalabilirlermiş! Savaş Avrupa’da, bunlar ise Avustralya’da. Bu insanlar, Avustralya hükümetine silah çekmemiş, İngiliz asıllı Avustralyalılara kurşun sıkmamış, Almanya ile işbirliği yapmamış. Ama Avrupa’da savaş başlar başlamaz, ne olur ne olmaz diye sürülmüşler


      Sipahi isyanında yakaladığı Hintlileri top namlularının ağzına bağlayıp sonra o topları ateşleyen İngiltere değil miydi?





      İhtilal sırasında İrlanda’da birçok İrlandalıyı kendi eli ile öldürmüş bulunan bir İngiliz subayı, İngiliz Harp Divanı “deli” olduğu gerekçesi ile serbest bırakılıp ve yine Katil Jaucas, jüri tarafından beraat ettirilmemiş miydi?



      RUSYA



      Rus orduları, 1914 kışında Anadolu’ya karşı büyük taarruza başlarken, Kafkasya Müslüman kitlelerini de önlerine katarak yürüyorlardı
      Müslüman halk, Anadolu’ya doğru sürülüyor, sürülürken eziliyor, kırılıyordu. Ruslar, 1877-78 kışında Tuna ve Edirne vilayetlerinde yapmış olduklarını, 1914 – 15 kışında Kafkaslar’da, Doğu Anadolu’da tekrarlıyor, yerli Müslümanları kırıyor, kırdırıyorlardı. Üstelik bu insanlar ayaklanmamış, silaha sarılmamış, casusluk veya düşman ile işbirliği yapmamıştı. Tek suçları Müslüman olmaktı.


      Bütün dünyanın gözleri önünde Yahudilere katliam uygulayan Rusya değil miydi? Bu katliamları dünya öylece seyretmemiş miydi?

      FRANSA
      Ülkelerinin özgürlüğü için dövüşen Cezayirlileri mağaralara tıkıp sonra onları dumanla boğan Fransa değil miydi?

      ALMANYA
      2.Dünya savaşı boyunca işgal ettiği ülkelerde yaşayan 7 Yahudi’den 6’sını toplama kamplarında açlıktan, hastalıktan ya da gaz odalarında öldüren, yağlarından da sabun yapan Almanya değil miydi? Savaşın başında Polonya’da 3.300.000 Yahudi yaşıyordu; 1944 yılında ise, bunların hayatta kalanları, yüzde 10’dan fazla değildir. Almanya ve işgal ettiği bölgelerde Çingeneleri de Yahudiler gibi yok eden Almanya değil midir?

      A M E R İ K A





      1945'te Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atom bombası


      atarak 250 bin kişiyi katleden,




      1954'te binlerce Guatamalalı'yı öldüren,






      1955'te Endonezya, Laos ve Kamboçya'da çok sayıda kanlı CIA


      operasyonları düzenleyip, 20 yıl sonra Kamboçya ve Laos'ta yine
      binlerce kıyım yapan Amerika değil midir?

      1956-59 arasında Küba'da 60 bin kişiyi katleden,

      1965'te işbirlikçisi Suharto aracılığı ile 1 milyon Endonezyalı'yı yok eden,
      1965'te paraşütçülerini indirip, 10 bin Dominikli’yi öldüren,
      1975'te Vietnam'dan kovulduğunda, geride milyonlarca ölü ve sakat bırakan
      Amerika değil midir?

      1973'te Şili'de CIA‘in düzenlediği darbe ile 30 bin kişiyi öldüren,
      Arjantin'de faşist generalle birlikte 30 bin kişiyi öldüren,
      1983'te 14 bin deniz piyadesiyle yapılan Lübnan müdahalesinde binlerce
      Lübnanlıyı katleden,
      Yine aynı yıl Grenada'yı işgal edip yüzlerce yurtseveri katleden,
      1989'da asker çıkarttığı Panama'da 5 bine yakın insanı öldüren,
      1991'deki Körfez Savaşı'nda Irak üzerine 12 bin sorti yapıp, çok sayıda sivilin
      ölümüne neden olan Amerika değil midir?

      * Sadece 1946-1975 arasında tam 215 kez askeri güce başvuran, aynı yıllarda insanlığa 19 kez nükleer silah kullanma tehdidi savuran Amerika değil midir?

      İkinci dünya savaşı sırasında Amerika, Japonya ile savaş kararı alır almaz, Amerika’ya yerleşmiş ve Amerikan vatandaşı olmuş tüm Japonları, hiçbir ayrıma, hiçbir açıklamaya gerek görmeden, enterne etmemiş midir?


      Amerika yerlilerini sistemli bir şekilde öldürmek için çeşitli araçlar kullanan Amerika değil midir? Nedir bu araçlar?:


      Kuzey Amerika’da bizonların öldürülmesi

      Dar toprak alanlarını çağıl haline getirmek
      Alkolizmi teşvik
      Kasten mikrop bulaştırma
      Zehirleme

      1965’de sözde Ermeni Katliamının 50. yılı kampanyası sırasında, ABD’nin Fresno şehrinde Talat Paşa’nın katili Soghomon Telerian’ın anıtı dikildi.

      Nisan 1967’de ilk Ermeni “soykırım” anıtı da ABD’nin California eyaletinin Montebello şehrinde dikildi.
      1973’de Türk diplomatlarına karşı ilk Ermeni suikastı Amerika’nın Santa Barbara şehrinde düzenlendi.

      İşte dost ve müttefik AMERİKA!


      .................................................. ...................


      daha okadar uzun belgeler var ki düzenleyemedim

      bunlar alıntıdır. bunları yollayan confidant_26 hocam a teşekkürler.





















      Yorum

      • hilalim18_
        Junior Member
        • 09-06-2005
        • 126

        #4
        Konu: Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

        eline saglık cok guzel bir bilgı tesekkurler saygılarımla

        Yorum

        • daðlý45
          Member
          • 23-02-2006
          • 990

          #5
          Konu: Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

          paylaşımın teşekkürler.değerli bilğiler.

          Yorum

          • gezginmat
            Junior Member
            • 08-02-2005
            • 15

            #6
            Konu: Türkleri kızdıran film yayınlanıyor...

            Dışarılara bakmaya ve kızmaya gerek yok.İçimizdeki ermenileri ilk önce ikna etmek gerekir...

            Yorum

            İşlem Yapılıyor