Almanya Deniz Feneri e.V. davası sonuçları ve Türkiye'deki yansımaları

Kapat
X
 
  • Zaman
  • Gösterim
Clear All
yeni mesajlar

  • huulya
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Originally posted by Kadim
    Dinimize göre elbette zengin olmaya engel bir şey yoktur ancak Allah apaçık rızai olarak ihtiyaç fazlasının ihtiyacı olana aktarımını istemekte ve zenginliğe sınırın insan tarafından verdiği ölçütle konulmasını emretmektedir . Mülkü dilediğine dilediği kadar vermekte, fazla verdiğini ise sınamak için verdiğini, o mülkle ne yapacağının insanlar açısından ortaya çıkmasını istemektedir. Öyle ki Allah kimin neyi ne yapacağını çok iyi bilendir.

    Allah'ın neyin verilmesini istediğini belirttiği ayet Bakara 219'dadır

    ....Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından (ihtiyacınızdan) artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

    Hemen akıllara ihtiyacı neyin belirlediği gelebilir. Tabi ki ihtiyacı belirleyen hak ölçü de israfsızlıktır. İnsanın yaşaması için hangi mülkten ne kadar ihtiyacı olduğu kesinlikle bilinmektedir.

    ENAm 141 Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde oluşturan O'dur. Her birinin meyvesinden, olgunlaştığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.

    Araf 31 Ey ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.

    Haşr 7 Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler((yolsuzluk farkı) sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.

    Prototip mescidi haram ve kabe sisteminde infak edilenler peygamber aracılığıyla ihtiyaç olan adrese teslim edilmektedir. Günümüzde ise bu devlet ve organları tarafından sosyal-adalet anlayışı çerçevesinde yapılmak mecburiyetindedir. Haşr 7 de kalın harfle belirttiğim Allah lafzı, sözünü ettiğim cümle ihtiyaç sahibi mevcudatın hakkını belirtir. Çünkü Allah cümle mevcudatın ihtiyacını karşılar. Kendisi ise müstağnidir. Bu görev başta devlete ve sonra tüm halka aittir. Yani doğal dengenin korunması mecburdur. İnsanoğlu ise bunun tam aksine kendi nefsini tatmin için doğal dengeyi bozan betonarme bir dünya yaratmak için bu farkı kullanmaktadır. Ancak Dünya hayatında kimse sonsuza kadar kalıcı değildir. Dünya'yı betonarme bir yurt yapmak tam bir zulümdür.

    Sonuç olarak zenginlik dünya hayatının bir gerçeğidir. Ancak insanın ihtiyacından fazla sahip olduğunu infak ederek zenginliği terk etmesi yani ihtiyaç seviyesinde sade bir yaşam sürmesi Allah emridir. Çünkü itidal(ihtiyaç seviyesi) ölçütü altında da insanların olacağı, onların da durumlarına sabredip sabretmeyeceğinin yine insanın kendisine apaçık gösterileceği bildirilmektedir.

    Bakara 177 Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.

    Bakara 155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.


    YOLSUZLUK meselesine gelince. Toplam yolsuzluğu apaçık ispatlamak, herkes için apaçık bir delildir. Bireysel olarak kimin ne yolsuzluk yaptığının ispat edilmeye çalışılması, zenginin malının zorla elinden alınıp fakire verilmesi (komunizm) kadar hatalı bir durumdur. Her birey kendi yolsuzluğunun ne kadar olduğunu 5 dakika tefekkürle tespit edebilir. Yeter ki vicdanıyla okusun kendi benliğini. Rızai yolsuzluk tespiti, rızai infak... Yolsuzluklar için rızai bişiler yapılmıyorsa Dünya hayatında soruşturma ve kanunsal aşamalar(devlet eliyle-mafya değil çünkü hakkın gücü halkın elindedir.), din günü ise ilahi hesap tüm yolsuzlukları yani yapılması gerekirken yapılmayan infakları, iade edilmesi gerekirken iade edilmeyen Allah borcunu ortaya çıkaracaktır. Din günü söz hakkı Rahman'dadır.

    Taha 108-109 O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...
    Furkan 26 O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır. Ve o, kâfirler için çok zorlu bir gündür.

    Talep edilmesi durumunda konuyu inceden inceye anlatabilecek kadar bilgim bulunmaktadır...

    Yolsuzluk Farkı= Hakka yürüyen canların asla almadığı, yoldan sapıp araziye çıkanların yani yolsuzların ise nefslerinin arzusu için alıp kalplerini körleştirdiği fark.
    sevgili kadim teşekürler gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır tabi görebilen gözlere

    Yorum Yap:


  • Kadim
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Dinimizde çok zengin olmanın bir sınırı yoktur. Tabiki helalından kazanmak kaydıyla.
    Yolsuzluk olayına gelince olabilir ama ispatsız her şey yalandır.
    Dinimize göre elbette zengin olmaya engel bir şey yoktur ancak Allah apaçık rızai olarak ihtiyaç fazlasının ihtiyacı olana aktarımını istemekte ve zenginliğe sınırın insan tarafından verdiği ölçütle konulmasını emretmektedir . Mülkü dilediğine dilediği kadar vermekte, fazla verdiğini ise sınamak için verdiğini, o mülkle ne yapacağının insanlar açısından ortaya çıkmasını istemektedir. Öyle ki Allah kimin neyi ne yapacağını çok iyi bilendir.

    Allah'ın neyin verilmesini istediğini belirttiği ayet Bakara 219'dadır

    ....Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından (ihtiyacınızdan) artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.

    Hemen akıllara ihtiyacı neyin belirlediği gelebilir. Tabi ki ihtiyacı belirleyen hak ölçü de israfsızlıktır. İnsanın yaşaması için hangi mülkten ne kadar ihtiyacı olduğu kesinlikle bilinmektedir.

    ENAm 141 Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde oluşturan O'dur. Her birinin meyvesinden, olgunlaştığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.

    Araf 31 Ey ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.

    Haşr 7 Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler((yolsuzluk farkı) sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.

    Prototip mescidi haram ve kabe sisteminde infak edilenler peygamber aracılığıyla ihtiyaç olan adrese teslim edilmektedir. Günümüzde ise bu devlet ve organları tarafından sosyal-adalet anlayışı çerçevesinde yapılmak mecburiyetindedir. Haşr 7 de kalın harfle belirttiğim Allah lafzı, sözünü ettiğim cümle ihtiyaç sahibi mevcudatın hakkını belirtir. Çünkü Allah cümle mevcudatın ihtiyacını karşılar. Kendisi ise müstağnidir. Bu görev başta devlete ve sonra tüm halka aittir. Yani doğal dengenin korunması mecburdur. İnsanoğlu ise bunun tam aksine kendi nefsini tatmin için doğal dengeyi bozan betonarme bir dünya yaratmak için bu farkı kullanmaktadır. Ancak Dünya hayatında kimse sonsuza kadar kalıcı değildir. Dünya'yı betonarme bir yurt yapmak tam bir zulümdür.

    Sonuç olarak zenginlik dünya hayatının bir gerçeğidir. Ancak insanın ihtiyacından fazla sahip olduğunu infak ederek zenginliği terk etmesi yani ihtiyaç seviyesinde sade bir yaşam sürmesi Allah emridir. Çünkü itidal(ihtiyaç seviyesi) ölçütü altında da insanların olacağı, onların da durumlarına sabredip sabretmeyeceğinin yine insanın kendisine apaçık gösterileceği bildirilmektedir.

    Bakara 177 Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.

    Bakara 155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.


    YOLSUZLUK meselesine gelince. Toplam yolsuzluğu apaçık ispatlamak, herkes için apaçık bir delildir. Bireysel olarak kimin ne yolsuzluk yaptığının ispat edilmeye çalışılması, zenginin malının zorla elinden alınıp fakire verilmesi (komunizm) kadar hatalı bir durumdur. Her birey kendi yolsuzluğunun ne kadar olduğunu 5 dakika tefekkürle tespit edebilir. Yeter ki vicdanıyla okusun kendi benliğini. Rızai yolsuzluk tespiti, rızai infak... Yolsuzluklar için rızai bişiler yapılmıyorsa Dünya hayatında soruşturma ve kanunsal aşamalar(devlet eliyle-mafya değil çünkü hakkın gücü halkın elindedir.), din günü ise ilahi hesap tüm yolsuzlukları yani yapılması gerekirken yapılmayan infakları, iade edilmesi gerekirken iade edilmeyen Allah borcunu ortaya çıkaracaktır. Din günü söz hakkı Rahman'dadır.

    Taha 108-109 O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...
    Furkan 26 O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır. Ve o, kâfirler için çok zorlu bir gündür.

    Talep edilmesi durumunda konuyu inceden inceye anlatabilecek kadar bilgim bulunmaktadır...

    Yolsuzluk Farkı= Hakka yürüyen canların asla almadığı, yoldan sapıp araziye çıkanların yani yolsuzların ise nefslerinin arzusu için alıp kalplerini körleştirdiği fark.
    Son düzenleme Kadim; 11-09-2008, 01:23.

    Yorum Yap:


  • armonil
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    UÐUR ARSLAN’DAN DENİZ FENERİ AÇIKLAMASI
    DERİN BİR IZDIRAP İÇERİSİNDEYİM
    Bundan 11 yıl önce insanlık adına doğru, düzgün ve dürüst bir adım atmıştım. Yapmaya başladığım tv programının adı ‘Deniz Feneri’ydi. Bir yıl içinde Deniz Feneriyle aynı adı taşıyan bir yardımlaşma derneği oldu. 1998 yılında kurulan bu derneğin 2002 yılına kadar başkanlığını yaptım. Ayrıldıktan sonra Nisan 2008’e kadar sözleşmem icabı sadece sunuculuğuna devam ettim.
    Ben işin başında, insanlık adına doğru bir adım atmıştım; gerisi insanlığa kalmıştı.
    Şimdi yıllar önce böyle bir işe başladığıma pişman olup olmadığımı sorarsanız, bu işe başladığıma kesinlikle pişman değilim. 11 yıl bu ülkenin dağını-taşını, köyünü-bucağını gezip yüz binlerce kişinin duasını duydum. Gözlerimin önünde yüz binlerce kişinin karnı doydu, binlerce kişi ev-bark, iş-güç ya da sıhhat sahibi oldu. Yine her şey tv ekranlarında yüz binlerce seyircinin gözü önünde cereyan ediyordu. Şahit olduğum her iyilik gerçekti, doğruydu ve belgelenmişti. Ama bir de mutlak gerçek vardı ; “hiçbir iyilik cezasız kalmazdı”.
    Son günlerde, Almanya’da kurulmuş olan “Almanya Deniz Feneri e.v” isimli derneğin iki yöneticisi için görülmekte olan davanın iddianamesine dayanarak, henüz dava sonuçlanmadan, neredeyse tüm Deniz Feneri camiasını kapsayan acımasız idialar içeren haber ve yazılar nedeniyle derin bir ızdırap içerisindeyim.
    Davanın sonucu ne olursa olsun, sadece Türkiye’de değil dünyada 40 kadar ül***e ismini yazdırmış olan Deniz Feneri’nin tamamıyla yeryüzünden silinme çabasının; insanlık dışı, acımasızca, kin ve nefret dolu bir teşebbüs olduğu kanaatindeyim. Şu an beni şahsen başımıza gelmiş veya gelecek olan üzücü tutumlar değil, şayet Deniz Feneri yeryüzünden silindiği takdirde, şu an hala bu organizasyondan yardım alan, karnı doyan, barınma ve sağlık yardımı alan yüz binlerin halinin daha sonra ne olacağı düşüncesi beni inanılmaz bir üzüntü denizinin içine çekmektedir.
    Başımıza gelmesi imkânsız diye düşündüğümüz şeyleri yaşamaktan ibarettir hayat. Bu gün benim hakkımda kim ne düşünür veya söylerse söylesin, ben sahip olduğum iki evladıma, bir “utanç hikâyesi” değil, bir “insanlık efsanesi” miras bıraktığıma eminim. Fakat ısrarla bana da asılsız bir utanç yaftası yakıştırmaya çalışanlar bilmelidir ki; “kimse bu dünyada yaptığını yaşamadıkça can vermez”.

    Yorum Yap:


  • armonil
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Originally posted by Kadim
    Ben sana ne kadar yolsuzluk döndüğünü söyleyeyim. Mütevazi bir insanın yıllık mülk ihtiyacı değerini bul(yiyecek,içecek, sağlık, eğitim, savunma, ulaşım, sosyal gereksinimler v.b). Bu değeri kişi sayısına bağlı toplam sahip olunan mülkün değerini bulmak için kullan. Ardından dinamik ülke mülkü değerini(kayıtlı, kayıtsız, hortumlanmış dahil) bul. Bu son değerden bir önceki değeri çıkar. İşte yolsuzluk bu kadar. Değerinin trilyon dolarla ölçüldüğünü sanırım biliyorsun. Bu aradaki fark din(deyne kökünden borç ödeme demektir. Hatta dünya bile aynı kökten olmalı, borç ödenilen yer) görevidir. Mülk Allah'ındır, kullanım hakkı tüm halkın ve diğer ihtiyaç sahibi varlıklarındır. Allah'a olan borcu ödemek demek bu aradaki farkın ilgili adreslere geri iadesi demektir.

    Örnekle açıklarsak; bu ülkede 100 kişi yaşasın. Mütevazi bir insanın yaşam standardının 50 birim para olduğunu düşünelim. Bu 100 kişiden 70'i 30 birim para ile yaşam savaşı versin. 20'si 50 birim alıyor olsun. 9'u 100 birim para gelire sahip olsun. Geri kalan 1 kişi de 1000000 birim para kulübüne üye olsun. Toplam dinamik mülk

    Toplam dinamik mülk= (70x30)+(20x50)+(9x100)+(1000000x1)= 1004000
    Ölçülü/israf etmeyen/erdemli toplum gereksinimi olan toplam mülk= 100x50=5000
    Ülkedeki yolsuzluk= 1004000-5000=990000 birim paralık mülk değeri

    İşte bu 990000 birim para değerindeki fark, insan oğlunun mülk şehvetinin(mal yığma, insanlara kumanda edip yönetme ve şöhret düşkünlüğü) bir sonucudur. Bu aradaki fark ülke sınırları içindeki diğer mevcudatın(nesli tükenen hayvanlardan, yok edilen ormanlara, çoraklaştırılan topraklara kadar) hakkıdır. Ülke sınırları dışında ölçülü geçim şatlarının çok altında şartları bulunan ülkelerin vatandaşlarına yapılacak yardım dahi bu 990000 birim paralık değerden karşılanamaz. Mütevazi insanın sahip olduğu 50 birim paradan bir miktar aktarması ile sağlanır. Bütün insanlar bu sisteme rızalarıyla tabi olmuşlarsa bu sisteme Mescid-i Haram erdemli insan birlikteliği denilir. İşte yolsuzluk bana göre hak ölçüde tam bu kadardır...
    Dinimizde çok zengin olmanın bir sınırı yoktur. Tabiki helalından kazanmak kaydıyla.
    Yolsuzluk olayına gelince olabilir ama ispatsız her şey yalandır.

    Yorum Yap:


  • serbest
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    7 Eylül 2008

    Yılmaz ÖZDİL
    yozdil@hurriyet.com.tr

    Deniz Feneri az! Okyanus Feneri lazım bunlara...

    Yüzyılın tokadı...
    Deniz Feneri.
    Bakıyorum yazılıp çizilenlere...
    Hep aynı benzetmeler yapılıyor:
    "Dindar insanlarımızı kandırarak..."
    "Temiz duyguları kandırarak..."
    "Hassas yürekleri kandırarak..."
    "Vicdanlı insanlarımızı kandırarak..."
    "Saf Anadolu insanını kandırarak..."
    *
    Yok öyle!
    *
    Kendinizi kandırmayın...
    Saf maf değil, o para kaptıranlar.
    *
    Bu dünyada her türlü katakulliye rıza gösterip, öbür dünyayı makbuz karşılığı satın almaya kalkan... Kaç euroysa ödeyip, cennette tapu kapmaya çalışan Şark kurnazı onlar.
    *
    Üzülmeyin sakın.
    *
    Gariban şehit çocuklarının yırtık pırtık çoraplarla gezdiği bir ülkede, Mehmetçik Vakfı dururken, Tanzanya'daki yoksullara iftar vermeye çalışıyorsa "vicdan sahibi" Anadolu insanı...
    Bırakın dolandırsınlar kardeşim!
    *
    Sevaptır.

    Yorum Yap:


  • serbest
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Allah ile aldatanların Kızılay'ı bu!

    Atatürk Cumhuriyeti'nin bütün kurumlarının yerine birer 'karşı devrim modeli' koymak istiyorlar. Kızılay bunlardan biri ve en önemlilerinden biri.

    Kızılay, hayır duygusuyla bağlantısı olduğu için, Allah ile aldatma ekipleri bakımından karşıtının üretilmesi de kolay görülüyor.

    Bu 'en kolay'ı nasıl ürettiklerine bakın, ötekilerin yerine neleri koyacaklarını anlayın.

    Kızılay'a karşı ürettikleri 'model', kendi ifadeleriyle, şu Deniz Feneri Derneği denen soygun derneği.

    Yaydığı irinin ufûneti Frankfurt'tan İstanbul'a kadar bütün sokakları pis kokulara boğan bu derneğin gerçek açılımı şu olmak gerekir:

    DFD (Dinci Facia Derneği).

    Mîsak-ı Millî'nin karalarını ifsat eden malum ampulün, Müslümanların gönül sularını berbat eden Deniz Feneri adlı uzantısı.

    Allah ile aldatma zulüm ve hıyanetinin nasıl bir kahır olduğunu bu ül***e anlatmak için yirmi yılı aşkın bir zaman, altmışı aşkın eserle hizmet verdim. Beklenen sonucu aldığımı söyleyemem.

    Çünkü 'Aldatılmak isteyen aldanır'. Ve bu halk, aldatılmaktan âdeta zevk duyuyor. Kendisini aldatmayanları adam yerine koymuyor. İyi aydın, iyi siyasetçi, bu halka göre, iyi haram yiyen, bunun için de iyi vurgun yapan demek.

    Kur'an, 'halkın haklarını çalıp çırpanların dini-imanı olmaz' diyor, Peygamber halkın haklarını çalıp çırpanların cenazelerini kılmıyor; bizim halkımız ise bu gerçekleri duyuranlardan rahatsız oluyor. Onları 'düzen bozan mızıkçılar' gibi görüyor.

    Tabiî bunun sonucu olarak da başı dertten kurtulmuyor. Hep söylüyoruz: Ceza amel cinsindendir. Uyarılara kulak tıkayanların cezası da destekçi oldukları 'aldatanlar' aracılığıyla veriliyor.

    Halk, özellikle din konusunda gerçekleri öğrenmekten kaçıyor; masal, hikâye, sahte vaat nutukları dinlemek istiyor. Elli metreye bir cami yapılması ve Diyanet'e sekiz bakanlık bütçesi paranın verilmesi ona yetiyor.

    Böyle olunca da, İslam'ı gönderen Allah, dininin en hayatî buyruklarını dışlayan halkın iki yakasını bir araya getirmiyor.

    'Allah ile aldatanlar Kızılay'ının arka planını irdeleyen değerli yazar Ruhat Mengi Hanımefendi, Vatan'daki 5 Eylül 2008 tarihli 'Kamu Yararına (!) Soygunlar' başlıkla yazısında şu tespitleri yapıyor:

    "Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği 40 milyon Euro'nun çok üstünde bir bağışı 'yoksullara yardım' diye topladıktan sonra bunun büyük bir kısmını da iktidara yakın Kanal-7 televizyonunun Almanya'daki şirketine, derneğin yöneticilerine ya da 'yanına yıldız işareti koydukları' pek önemli kişilere aktarmışlar."

    "Kendileri servet içinde yüzen, kaynağı belirsiz paralarla lüks hayatın tadını çıkaranlar artık din istismarı yanında özellikle Ramazan aylarında hiç sıkılmadan yoksulların duygularını 'dayanışma-yardım' görüntüsü altında istismar edebiliyorlar."

    "Deniz Feneri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'nin kimlerle ve nasıl bir dayanışma (!) içinde olduğu, duygu sömürüsüyle topladığı paralarla ne tür yardımlar (!) yaptığı ortaya çıktı. Bu dernek, Bakanlar Kurulu kararıyla 'kamu yararına çalışan dernekler' arasına alınmış. Ve Bakanlar Kurulu daha sonra derneği 'İçişleri Bakanlığı, Valilikler veya Emniyet'ten izin almadan yardım toplayabilecek kuruluşlar' arasına katmış."

    "Demek adamlar halkı kamu yararına soyuyorlar, kızmamak lazım."

    "Bu kuruluşa bunca kolaylığı sağlayan, özel imkânlar tanıyan Bakanlar Kurulu'nun böylesine dev çapta bir soyguna katkısının, desteğinin hesabı sorulmamalı mıdır? Kendileriyle bağlantılı dernek, kuruluş her neyse bunlara ayrıcalıklar sağlamaya, nakit para yardımı alabilme, hazine arsa ve arazilerini almada kolaylık gibi kıyaklar yapmaya hakları var mı?"

    "Yeter artık milleti soyup soğana çevirdikleri' diyeceğim ama millet de artık aklını başına toplasın, her söylenene inanmasın kardeşim."
    Yaşar Nuri ÖZTÜRK

    Yorum Yap:


  • serbest
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Originally posted by armonil
    Sayın başbakanım tüm bunlara inat eşini dostunu ihya etmelisin. Ama...
    Sen yapamazsın Çünkü Kul Hakkı nın ne olduğunu çok iyi bilirsin.

    Eğer başbakanımızın ikdidarlık döneminde bulsalardı bir yamuğunu şimdiye kadar çoktan gazete manşetlerinde boy boy sergilerlerdi. Ama bulmuşlar bir afiş altında fotoğraf koymuşlar haber diye.
    Başbakanın iki milyar dolar servetiyle ilk ona girdi İngiltere Kraliçesini solladı,oğlu gemicik aldı,damadı medya kralı oldu.Kanal 7 yi nasıl kurdular bak bakalım.Kul hakkı yemezmiş,nerde yaşıyosunuz siz?

    Yorum Yap:


  • Kadim
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Ben sana ne kadar yolsuzluk döndüğünü söyleyeyim. Mütevazi bir insanın yıllık mülk ihtiyacı değerini bul(yiyecek,içecek, sağlık, eğitim, savunma, ulaşım, sosyal gereksinimler v.b). Bu değeri kişi sayısına bağlı toplam sahip olunan mülkün değerini bulmak için kullan. Ardından dinamik ülke mülkü değerini(kayıtlı, kayıtsız, hortumlanmış dahil) bul. Bu son değerden bir önceki değeri çıkar. İşte yolsuzluk bu kadar. Değerinin trilyon dolarla ölçüldüğünü sanırım biliyorsun. Bu aradaki fark din(deyne kökünden borç ödeme demektir. Hatta dünya bile aynı kökten olmalı, borç ödenilen yer) görevidir. Mülk Allah'ındır, kullanım hakkı tüm halkın ve diğer ihtiyaç sahibi varlıklarındır. Allah'a olan borcu ödemek demek bu aradaki farkın ilgili adreslere geri iadesi demektir.

    Örnekle açıklarsak; bu ülkede 100 kişi yaşasın. Mütevazi bir insanın yaşam standardının 50 birim para olduğunu düşünelim. Bu 100 kişiden 70'i 30 birim para ile yaşam savaşı versin. 20'si 50 birim alıyor olsun. 9'u 100 birim para gelire sahip olsun. Geri kalan 1 kişi de 1000000 birim para kulübüne üye olsun. Toplam dinamik mülk

    Toplam dinamik mülk= (70x30)+(20x50)+(9x100)+(1000000x1)= 1004000
    Ölçülü/israf etmeyen/erdemli toplum gereksinimi olan toplam mülk= 100x50=5000
    Ülkedeki yolsuzluk= 1004000-5000=999000 birim paralık mülk değeri

    İşte bu 999000 birim para değerindeki fark, insan oğlunun mülk şehvetinin(mal yığma, insanlara kumanda edip yönetme ve şöhret düşkünlüğü) bir sonucudur. Bu aradaki fark ülke sınırları içindeki diğer mevcudatın(nesli tükenen hayvanlardan, yok edilen ormanlara, çoraklaştırılan topraklara kadar) hakkıdır. Ülke sınırları dışında ölçülü geçim şatlarının çok altında şartları bulunan ülkelerin vatandaşlarına yapılacak yardım dahi bu 990000 birim paralık değerden karşılanamaz. Mütevazi insanın sahip olduğu 50 birim paradan bir miktar aktarması ile sağlanır. Bütün insanlar bu sisteme rızalarıyla tabi olmuşlarsa bu sisteme Mescid-i Haram erdemli insan birlikteliği denilir. İşte yolsuzluk bana göre hak ölçüde tam bu kadardır...
    Son düzenleme Kadim; 05-10-2008, 22:44.

    Yorum Yap:


  • ali_ekber
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Originally posted by armonil
    Sayın başbakanım tüm bunlara inat eşini dostunu ihya etmelisin. Ama...
    Sen yapamazsın Çünkü Kul Hakkı nın ne olduğunu çok iyi bilirsin.
    sana katılmak isterdim ama içimden gelmiyor
    hep aklıma Atasözleri geliyor Çok Lafta Yalan Çok Parada Haram olurmuş
    bizde yerine göre 16-18 saat çalışıyoruz ama maalesef karnımızı zor doyuruyoruz

    Yorum Yap:


  • TURGUT®
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Bu ülkede mutlaka bir yolsuzluk çıkar, Allah bilir daha bilmediğimiz neler dönüyor...

    Yorum Yap:


  • armonil
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Sayın başbakanım tüm bunlara inat eşini dostunu ihya etmelisin. Ama...
    Sen yapamazsın Çünkü Kul Hakkı nın ne olduğunu çok iyi bilirsin.

    Eğer başbakanımızın ikdidarlık döneminde bulsalardı bir yamuğunu şimdiye kadar çoktan gazete manşetlerinde boy boy sergilerlerdi. Ama bulmuşlar bir afiş altında fotoğraf koymuşlar haber diye.

    Yorum Yap:


  • Kadim
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Başbakanın avukatı mısın

    9 Eylül 2008
    Uğur ERGAN İsmail EREL- Hasan AYCI/ FRANKFURT

    Almanya'da devam eden Deniz Feneri davasının dördüncü duruşmasında Başbakan Erdoğan'la ilgili iddiaları gündeme getiren ve savunan avukata hakim sert uyarıda bulundu.

    İŞTE İDDİANAMENİN TAM METNİ
    Almanya'da devam eden Deniz Feneri davasının dördüncü duruşması bugün Frankfurt Eyalet Mahkemesi'nde yapıldı. Duruşmada, Deniz Feneri soruşturmasını yürüten "Spenden AG"nin başındaki Mali Polis'ten Başkomiser Alexander Böhm, hakim heyetine dia gösterileriyle detaylı bilgi verdi.

    Bugünkü duruşmanın başında, Kanal 7 Avrupa’nın Genel Müdürü Mehmet Gürhan’ın avukatı Jörg Haseneier iddianamenin internet sitelerinde dolaştığını belirterek, mahkeme heyetine şikayette bulundu. Haseneier, "Müvekkilimin sevgilisi yoktu. Bu kesinlikle yalan. Bilerek bu olayı gündeme getiriyorlar. Ayrıca Türkiye Başbakanı Erdoğan'ın, Gürhan'dan para aldığı öne sürülüyor. Erdoğan kuruş para almamıştır. Bu bir tercüme hatasından kaynaklanıyor olmalı" dedi.
    Mahkemeye Heyeti Başkanı Hakim Jürgen Müller, "Siz burada Türkiye Başbakanı'nın müdafaasını yapmak zorunda değilsiniz. Yoksa sizi avukat olarak mı tuttu?"diye Haseneier'e çıkıştı. Alman avukat bu çıkışa, "Yok öyle bir şey!" yanıtını verdi.
    22 KEZ SORGULADIM

    Başkomiser Böhm, Deniz Feneri ve Kanal 7 Avrupa’nın muhasebecisi Firdevsi Ermiş'i toplam 22 kez bizzat kendisinin sorguladığını belirterek, "Bu sorgulamalarda verdiği bilgileri dikkate aldık. Ancak Mehmet Gürhan ile hiç konuşamadık. Gürhan hiçbir soruya cevap vermezken, yapılan ufak tefek açıklamaları da avukatı yaptı" dedi.
    SEVGİLİ BİLMECESİ
    Başkomiser Böhm ,“Gürhan’ın sevgilisi” konusunda da şu bilgileri verdi:
    "Gürhan’ın vatandaşlık dosyasında kimden gönderildiği belli olmayan bir ihbar mektubu bulduk. Bu mektupta isminin açıklamayan kadın, korktuğunu belirtip, Gürhan hakkında bazı iddialar dile getiriyordu. Bu iddialar kara para aklamasından, MİT ajanlığına kadar uzanıyordu. Yaptığımız araştırmalar sonucunda Elif Fatma Oruç isimli bir kadın tespit ettik. Elif Fatma Oruç’u sorguladık. Kendisi sevgilisi olduğu iddialarını yalanladı. Ama şirkette böyle bir dedikodu dolaştığını da doğruladı."
    PARA TRAFİÐİ

    Böhm, Deniz Feneri belgeleri üzerinde aralıksız 5 ay çalıştığını belirterek, para trafiği hakkında şu bilgileri verdi:
    “22 Ocak 2006’da Commerzbank, Postbank ve Gross Geraeuer Volksbank isimli bankaların, kara para trafiği şüphesiyle şikayette bulunmaları üzerine soruşturma başlattık. 2004’ten bu yana Vakıfbank Wien (Viyana) AG’den 53 kez olmak üzere toplam 8 milyon 866 bin Euro nakit para çekilmesine rağmen, bu Türk bankasının herhangi bir şikayette bulunmadığını tespit ettik. Bunun üzerine Federal Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu (BAFIN) nezdinde girişimlerde bulunduk. BAFIN’e Vakıfbank Wien’in bu para trafiğini bildirim zorunluluğu olup olmadığını sorduk. BAFIN’de ‘Evet bildirilmesi gerekliydi’ cevabını verince, Vakıfbank Wien hakkında da yasal girişimlerde bulunduk. Deniz Feneri ile ilgili şikayeti Milli Görüş’ün eski hukuk danışmanı Abdurrahman Vural’ın yaptığını belirledik. Kendisi de genel sekreterliğini yaptığı İslam Federasyonu Berlin’in paralarını amaç dışı kullandığı için cezaevinde bulunuyor. Cezaevinde kendisini sorguladık. Güvenilir bir adam olmadığını gördük. Ancak bazı iddialarının da çok da yanlış olmadığını belirledik.”

    BU 'DOMUZDAN' BİZİ KURTARIN

    Böhm, Gürhan’ın yanında çalıştırdığı Seyyar Kutun isimli birinden bir şikayet dilekçesine ulaştıklarını belirterek, bu dilekçeden şu alıntıları anlattı:
    "Altı aydır Kanal 7 Avrupa’da domuz gibi yaşıyoruz. Bizi buraya turist olarak getirdiler ve günde 12 saat süreyle 600 mark aylığa çalıştırıyorlar. Gürhan bize anlaşmalı evlilikler yaptırdı. Her birimizden 5’er bin mark aldı. Lütfen bize yardımcı olun. Bir baskın olduğu zaman bizi saklayacak bir yer her zaman bulunuyor. Lütfen her yeri çok iyi arayın. Biz Türkiye’ye geri dönmek istiyoruz. Ama pasaportlarımıza el konulduğu için geri dönemiyoruz. Bu ‘Domuzdan’ bizi kurtarın."
    MUHTARLIK MÜHRÜ KULLANMIŞLAR
    Türkiye’ye sürekli para transferi yapıldığını da vurgulayan Böhm, şöyle devam etti:
    "Türkiye’de sözde yapılan yardımlar karşılığında bazı belgelere ulaştık. Burada dikkat çeken, çoğu belgenin aynı kalemden ve birbirine yakın tarihlerde düzenlenmiş olmasaydı. Bu belgelerde bir muhtarlığın mührü vardı. Biz bunların gerçekleri yansıtmadığını tespit ettik. Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’nin başkanı Engin Yılmaz tanık olarak Frankfurt’a geldi. Hakim kendisiyle görüşmeyince ben Yılmaz’ı aldım ve odamda sorguladım. Yılmaz Türkiye ile Almanya’daki dernek arasında hiçbir bağ olmadığını, sadece lojistik destek verildiği söyledi. Logolarının aynı olduğunu hatırlatmamız üzerine ise ‘Ne yapalım elden bir şey gelmiyor’ dedi.”
    Duruşmayı CHP Grup Başkenvekili Kemal Kılıçdaroğlu, CHP MYK üyesi Ali Kılıç da izledi.
    SAVCI SİYASİ BASKI YOK
    Soruşturmanın Savcısı Kertsin Lotz, duruşmaya beş dakikalık ara verildiğinde Hürriyet'in sorularını yanıtladı. Lotz, "Dava süresince Türkiye tarafından herhangi bir şekilde siyasi baskı yapıldı mı, etki altına alınmaya çalışıldı mı?" sorusuna aynen şu yanıtı verdi:
    "Hayır. Hiçbir siyasi baskıya, etkiye maruz kalmadık. Bu iddianın nereden çıkmış olduğunu da anlamış değilim."
    TALİHSİZ BİR ŞEKİLDE YAZILMIŞ

    Hürriyet'in, "Ama iddianamede siyasi baskı yapıldığı ileri sürülüyor. Buna ne diyorsunuz? Madem yoktu iddianameye neden öyle yazıldı?" sorusunu da, savcı Lotz, "Bu çok talihsiz bir şekilde iddianameye yazılmış olabilir. Yani talihsizce ifade edildiğini söyleyebilirim" diye cevapladı. "Ama iddianameyi siz hazırlamadınız mı?" sorusuna da Lotz'un cevabı, "Ben bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Bu konuya mali polisten Başkomiser Böhm’de açıklık getirecek" oldu.

    Yorum Yap:


  • Kadim
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davası ve Türkiye'deki yansımaları

    Yorum Yap:


  • Kadim
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davasında ilk itiraflar...

    Deniz Feneri'nden açıklama

    9 Eylül 2008
    ANKA

    Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz, Almanya’da hakkında yolsuzluk davası açılan Deniz Feneri e.V Derneği’nden kendilerine para transferi olduğunu doğruladı ancak bu dernekle bir bağlantılarının olmadığını söyledi.

    Deniz Feneri Derneği Başkanı Engin Yılmaz, Dernek Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısı düzenledi. Deniz Feneri Derneği’nin üstlendiği misyona zarar verilmeye çalışıldığını ileri süren Yılmaz, derneklerinin 2004 yılından bu yana bağımsız denetleme kuruluşları tarafından denetlendiğini söyledi. Yılmaz, Derneğin İçişleri Bakanlığı tarafından da denetlendiğini belirterek, bir suç unsuruna rastlanmadığını ifade etti.

    “PARAYI KABUL ETTİK AMA İLİŞKİMİZ YOK”

    Yurtdışında Deniz Feneri ismini kullanan çok sayıda dernek olduğunu belirten Yılmaz, “Kamuoyumuz sorabilir, aynı adı taşıyorsunuz ve bu ismi kullanmazına itirazınız olmuyor. Bu bir çelişki değil mi? diye. Biz adımızı kullananları ya çatımıza davet ettik, ya da isimlerini değiştirmelerini istedik. Bu Alman derneğine de aynı uyarılar yapılmıştır. Bu Alman derneği ile aramızda hiçbir organik yasal bağımız yoktur. Deniz Feneri yurtdışından gelen yardım parasını kabul etmiştir bunun dışında kendileriyle ilgili hiçbir ilişkimiz olmamıştır” dedi.

    Almanya’daki Deniz Feneri Derneği’ne yapılan suçlamalardan en çok kendilerinin zarar gördüğünü söyleyen Yılmaz, “Logo ve görüntümüz kullanıldı, karalandık. Yardım bekleyen milyonlarca ihtiyaç sahibi ve yardımseverler rencide oldu” diye konuştu. Kendi aleyhlerinde yayın yapanları şikayet edeceklerini söyleyen Yılmaz, bu yasal haklarını yargı sürecinin bitmesine kadar saklı tuttuklarını belirtti.

    Yılmaz, kendisinin Almanya’ya giderek bu derneğin yöneticilerini savunduğu yönünde haberlerin yer aldığını anımsatarak, “Bu soruşturma ardından söz konusu dernekle ilgili hiçbir hukuksal bağımız olmadığını Alman makamlarına bildirdik. Kefil olmadık, sadece ‘derneğin yardım yaptığı için suçsuz olduğunu umuyorum’ dedim. Bu sözlerimin nasıl oldu da ‘suçsuzlar’ diye çevrildiğini anlamadım” dei.

    KANAL 7 İLE İLİŞKİMİZ PROFESYONEL

    Yılmaz, Kanal 7 ile olan ilişkileriyle ilgili olarak da şunları söyledi:

    “Kanal 7 ile ilişkimiz profesyoneldir. Kanal 7, Deniz Feneri programını sosyal kurum anlayışı içinde yayınlayarak programa ev sahipliği yapmaktadır. Bizi ağırlamaya hazır olan tüm kanallarla görüşmeye hazırız. Bu program yardım bekleyen milyonlarca insanla yardım etmek isteyen milyonları bir araya getiriyor. Bu programın başarısı bizimi için önemli. Programımız 80'e yakın yerel radyo ve televizyonda yayınlanmaktadır. 10 yıl önce yola çıktığımızda misyonumuz yardım kuruluşlarını sivilleştirmekti. Bizler bu misyonumuzda başarılı olduğumuzu düşünüyoruz. Bu yolu tek başımıza açmadık. Son 10 yılda bizim gibi pek çok sivil toplum örgütüyle birlikte bugünkü duruma geldik".

    Deniz Feneri’nin faaliyetlerinden Türkiye’deki partizan çevrelerin rahatsız olduğunu ileri sürerek, “Bu Alman derneği ile aramızda kurulmaya çalışılan sentetik bağları tebessüm ve olgulukla karşılıyorum. Adaletin tecelli edeceğine inanıyorum" diye konuştu.

    Yorum Yap:


  • anterior
    cevapladı
    Konu: Almanya Deniz Feneri e.V. davasında ilk itiraflar...

    Originally posted by armonil
    Delinin biri kuyuya bir taş atıyor sonra 50 akıllı çıkarmak için didinip duruyor. Bu iş aynen böyle.
    Nerdee... Çıkmıyor ki.. :rolleyes:

    Yorum Yap:

İşlem Yapılıyor