Dinimize göre elbette zengin olmaya engel bir şey yoktur ancak Allah apaçık rızai olarak ihtiyaç fazlasının ihtiyacı olana aktarımını istemekte ve zenginliğe sınırın insan tarafından verdiği ölçütle konulmasını emretmektedir . Mülkü dilediğine dilediği kadar vermekte, fazla verdiğini ise sınamak için verdiğini, o mülkle ne yapacağının insanlar açısından ortaya çıkmasını istemektedir. Öyle ki Allah kimin neyi ne yapacağını çok iyi bilendir.
Allah'ın neyin verilmesini istediğini belirttiği ayet Bakara 219'dadır
....Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından (ihtiyacınızdan) artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
Hemen akıllara ihtiyacı neyin belirlediği gelebilir. Tabi ki ihtiyacı belirleyen hak ölçü de israfsızlıktır. İnsanın yaşaması için hangi mülkten ne kadar ihtiyacı olduğu kesinlikle bilinmektedir.
ENAm 141 Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde oluşturan O'dur. Her birinin meyvesinden, olgunlaştığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.
Araf 31 Ey ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.
Haşr 7 Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler((yolsuzluk farkı) sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Prototip mescidi haram ve kabe sisteminde infak edilenler peygamber aracılığıyla ihtiyaç olan adrese teslim edilmektedir. Günümüzde ise bu devlet ve organları tarafından sosyal-adalet anlayışı çerçevesinde yapılmak mecburiyetindedir. Haşr 7 de kalın harfle belirttiğim Allah lafzı, sözünü ettiğim cümle ihtiyaç sahibi mevcudatın hakkını belirtir. Çünkü Allah cümle mevcudatın ihtiyacını karşılar. Kendisi ise müstağnidir. Bu görev başta devlete ve sonra tüm halka aittir. Yani doğal dengenin korunması mecburdur. İnsanoğlu ise bunun tam aksine kendi nefsini tatmin için doğal dengeyi bozan betonarme bir dünya yaratmak için bu farkı kullanmaktadır. Ancak Dünya hayatında kimse sonsuza kadar kalıcı değildir. Dünya'yı betonarme bir yurt yapmak tam bir zulümdür.
Sonuç olarak zenginlik dünya hayatının bir gerçeğidir. Ancak insanın ihtiyacından fazla sahip olduğunu infak ederek zenginliği terk etmesi yani ihtiyaç seviyesinde sade bir yaşam sürmesi Allah emridir. Çünkü itidal(ihtiyaç seviyesi) ölçütü altında da insanların olacağı, onların da durumlarına sabredip sabretmeyeceğinin yine insanın kendisine apaçık gösterileceği bildirilmektedir.
Bakara 177 Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.
Bakara 155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
YOLSUZLUK meselesine gelince. Toplam yolsuzluğu apaçık ispatlamak, herkes için apaçık bir delildir. Bireysel olarak kimin ne yolsuzluk yaptığının ispat edilmeye çalışılması, zenginin malının zorla elinden alınıp fakire verilmesi (komunizm) kadar hatalı bir durumdur. Her birey kendi yolsuzluğunun ne kadar olduğunu 5 dakika tefekkürle tespit edebilir. Yeter ki vicdanıyla okusun kendi benliğini. Rızai yolsuzluk tespiti, rızai infak... Yolsuzluklar için rızai bişiler yapılmıyorsa Dünya hayatında soruşturma ve kanunsal aşamalar(devlet eliyle-mafya değil çünkü hakkın gücü halkın elindedir.), din günü ise ilahi hesap tüm yolsuzlukları yani yapılması gerekirken yapılmayan infakları, iade edilmesi gerekirken iade edilmeyen Allah borcunu ortaya çıkaracaktır. Din günü söz hakkı Rahman'dadır.
Taha 108-109 O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...
Furkan 26 O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır. Ve o, kâfirler için çok zorlu bir gündür.
Talep edilmesi durumunda konuyu inceden inceye anlatabilecek kadar bilgim bulunmaktadır...
Yolsuzluk Farkı= Hakka yürüyen canların asla almadığı, yoldan sapıp araziye çıkanların yani yolsuzların ise nefslerinin arzusu için alıp kalplerini körleştirdiği fark.
Allah'ın neyin verilmesini istediğini belirttiği ayet Bakara 219'dadır
....Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından (ihtiyacınızdan) artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
Hemen akıllara ihtiyacı neyin belirlediği gelebilir. Tabi ki ihtiyacı belirleyen hak ölçü de israfsızlıktır. İnsanın yaşaması için hangi mülkten ne kadar ihtiyacı olduğu kesinlikle bilinmektedir.
ENAm 141 Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, sebzeleri, zeytinleri, narları, birbirine benzer ve benzemez biçimde oluşturan O'dur. Her birinin meyvesinden, olgunlaştığı zaman yiyin ve hasat gününde onun hakkını da verin. İsraf etmeyin, Allah israf edenleri sevmez.
Araf 31 Ey ademoğulları! Tüm mescitlerde süslü, güzel giysilerinizi kuşanın. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.
Haşr 7 Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler((yolsuzluk farkı) sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
Prototip mescidi haram ve kabe sisteminde infak edilenler peygamber aracılığıyla ihtiyaç olan adrese teslim edilmektedir. Günümüzde ise bu devlet ve organları tarafından sosyal-adalet anlayışı çerçevesinde yapılmak mecburiyetindedir. Haşr 7 de kalın harfle belirttiğim Allah lafzı, sözünü ettiğim cümle ihtiyaç sahibi mevcudatın hakkını belirtir. Çünkü Allah cümle mevcudatın ihtiyacını karşılar. Kendisi ise müstağnidir. Bu görev başta devlete ve sonra tüm halka aittir. Yani doğal dengenin korunması mecburdur. İnsanoğlu ise bunun tam aksine kendi nefsini tatmin için doğal dengeyi bozan betonarme bir dünya yaratmak için bu farkı kullanmaktadır. Ancak Dünya hayatında kimse sonsuza kadar kalıcı değildir. Dünya'yı betonarme bir yurt yapmak tam bir zulümdür.
Sonuç olarak zenginlik dünya hayatının bir gerçeğidir. Ancak insanın ihtiyacından fazla sahip olduğunu infak ederek zenginliği terk etmesi yani ihtiyaç seviyesinde sade bir yaşam sürmesi Allah emridir. Çünkü itidal(ihtiyaç seviyesi) ölçütü altında da insanların olacağı, onların da durumlarına sabredip sabretmeyeceğinin yine insanın kendisine apaçık gösterileceği bildirilmektedir.
Bakara 177 Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.
Bakara 155 Yemin olsun ki sizi korku, açlık; mallardan-canlardan-meyvalardan eksiltme türünden bir şeyle mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.
YOLSUZLUK meselesine gelince. Toplam yolsuzluğu apaçık ispatlamak, herkes için apaçık bir delildir. Bireysel olarak kimin ne yolsuzluk yaptığının ispat edilmeye çalışılması, zenginin malının zorla elinden alınıp fakire verilmesi (komunizm) kadar hatalı bir durumdur. Her birey kendi yolsuzluğunun ne kadar olduğunu 5 dakika tefekkürle tespit edebilir. Yeter ki vicdanıyla okusun kendi benliğini. Rızai yolsuzluk tespiti, rızai infak... Yolsuzluklar için rızai bişiler yapılmıyorsa Dünya hayatında soruşturma ve kanunsal aşamalar(devlet eliyle-mafya değil çünkü hakkın gücü halkın elindedir.), din günü ise ilahi hesap tüm yolsuzlukları yani yapılması gerekirken yapılmayan infakları, iade edilmesi gerekirken iade edilmeyen Allah borcunu ortaya çıkaracaktır. Din günü söz hakkı Rahman'dadır.
Taha 108-109 O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...
Furkan 26 O gün gerçek mülk ve yönetim Rahman'ındır. Ve o, kâfirler için çok zorlu bir gündür.
Talep edilmesi durumunda konuyu inceden inceye anlatabilecek kadar bilgim bulunmaktadır...
Yolsuzluk Farkı= Hakka yürüyen canların asla almadığı, yoldan sapıp araziye çıkanların yani yolsuzların ise nefslerinin arzusu için alıp kalplerini körleştirdiği fark.
Yorum Yap: